ESRA BAŞAK / AYAZMA
- 8 Haz
- 3 dakikada okunur
Esra Başak, uzun yıllardır doğa koruma, ekosistem hizmetleri ve kültürel miras alanlarında çalışan bir araştırmacı ve proje geliştirici. Ayvalık'ta yaşadığı yıllar boyunca da bu birikimini yaşadığı coğrafyaya aktarmaya devam etmiş.

Esra'yı Ayvalık'ın önemli tarihi yapılarından biri olan Panagia Phaneromeni Ayazması'nda çektik. 19. yüzyılın ikinci yarısında, bir rüyanın ardından bulunduğuna inanılan Meryem Ana ikonası ve kutsal su kaynağı etrafında şekillenen bu yapı, uzun yıllar boyunca Ayvalık'ın en önemli dini merkezlerinden biri olmuş. 1922 sonrasında işlevini yitiren ayazma, yıllarca kaderine terk edilmiş olsa da bugün yeniden Ayvalık'ın kültürel hafızasının önemli duraklarından biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Esra'nın bu yapıyla kurduğu bağ da Ayvalık Ayazması Derneği aracılığıyla başlamış. Dayısı Şerif Kaynar sayesinde, derneğin kurulduğu 2018 yılında yönetim kuruluna katılmış. Tamamen gönüllülük esasına dayanan bu yapının bugün bile ücretli bir çalışanı bulunmuyor. Buna rağmen dernek üyeleri, uzun yıllar atıl durumda kalan Ayazma'nın korunması, restore edilmesi ve yeniden kamusal yaşama kazandırılması için büyük bir emek vermiş. Meşakkatli bir restorasyon sürecinin ardından yapı yeniden ayağa kaldırılmış ve ziyaretçilere açılmış.
Esra bu süreçte derneğin daha aktif çalışmalar yapabilmesi, yeni projeler geliştirebilmesi ve daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için içerik geliştirmeye katkı sağlamış. Bunun yanında işin çoğu zaman görünmeyen tarafında kalan sekretarya ve bürokratik süreçlerle de ilgileniyor. Bugün Ayazma, yalnızca tarihi bir yapı olarak değil, Ayvalık'ın kültürel hafızasını yaşatan önemli duraklardan biri olarak varlığını sürdürüyor.
Esra'nın Ayvalık'la bağı ise aslında aile hikâyesine dayanıyor. Anneannesi Ayvalıklı. Ailesi mübadele öncesinde Midilli'den gelmiş ve zeytinyağı ticaretiyle uğraşmış. Çocukluğu burada geçmemiş olsa da, 2000'li yıllarda büyük teyzesi Gönül Karaca'yı ve kuzeni Tulya'yı ziyaret etmek için sık sık Ayvalık'a gelmeye başlamış. Özellikle büyük teyzesinin yaşadığı eski Rum evi ve Ayvalık'ın arka sokakları onda derin bir iz bırakmış. Zamanla bu ziyaretler bir aidiyet duygusuna dönüşmüş ve 2015 yılında, kızı Delphine henüz küçükken Ayvalık'a yerleşmiş.
Üniversiteden mezun olduğu günden bu yana çalışma hayatını doğa koruma alanına adamış. Kariyerine Doğal Hayatı Koruma Derneği'nde başlamış, ardından yüksek lisans için Hollanda'daki Wageningen Üniversitesi'ne gitmiş. Burada çalışmaya başladığı ekosistem hizmetleri konusu, bugün de mesleki hayatının merkezinde yer alıyor. En basit haliyle bu alan, doğanın insan yaşamına sağladığı katkıları anlamaya ve görünür kılmaya çalışıyor.
Bugüne kadar çok sayıda sivil toplum kuruluşunda ve doğa koruma projesinde görev alan Esra, 2009 yılından bu yana ortağı olduğu Proje Evi Kooperatifi bünyesinde çalışıyor.
Ayvalık'ın geleceği konusunda ise kaygıları da var. Tavuk Adası çevresindeki yapılaşma baskısından Sarımsaklı'daki kumul ekosistemlerine verilen zarara, sulak alanların kaybından kıyılardaki müdahalelere kadar pek çok gelişmeyi yakından takip ediyor. Ona göre Ayvalık'ın en büyük zenginliği olan doğal ve kültürel miras, çoğu zaman kısa vadeli kararların baskısı altında kalıyor.
Buna rağmen onu umutlandıran şey, bütün bu gelişmelere karşı ses çıkarmaya, araştırmaya ve birlikte hareket etmeye devam eden insanların varlığı. Umudunu biraz da bu insanlardan alıyor.
Ayvalık'taki çalışmaları da bu yaklaşımın bir uzantısı. Doğal ve kültürel mirasın korunmasını birbirinden ayrı düşünmeyen Esra, hem mesleki birikimini hem de gönüllü emeğini yaşadığı coğrafyaya aktarmayı sürdürüyor.


Esra'yla Ayvalık'ta bir yere yürümek ise başlı başına bir deneyim. On dakikada gidilebilecek bir yol çoğu zaman bir saate uzayabiliyor. Çünkü mutlaka birileriyle karşılaşıyor; selamlaşıyor, ayaküstü sohbet ediyor ya da bir kahve içmek için duruyor. Yıllar içinde kurduğu bu güçlü bağlar, onun yalnızca Ayvalık'ta yaşayan biri değil, aynı zamanda bu kentin sosyal dokusunun da bir parçası olduğunu gösteriyor.

Ayvalık'a dışarıdan gelen birine ne önerirsin diye sorduğumuzda ise cevabı kısa ve net oluyor: Badavut kayalıklarında uzun bir yüzme, tarihi Sarımsaklı taş ocağında bir piknik ve Ayazma'da sessizce dua etmek.









































